Kültürel Türk Mirası Olarak Nevruz Bayramı

Nevruz Bayramı İran kültür sahasına özgü bir ritüel olarak antik çağlardan günümüze uzanan ve İran coğrafyasında yaşayan eski Türk atalarımızdan bize miras kalan bir bayramdır.

Eski Türk kültüründe iki bayram vardı. Baharı karşılama töreni olarak bilinen ve ilkbaharın başlamasıyla birlikte kutlanan nevruz bayramının yanı sıra ürünleri derip biçme mevsimi olarak sonbaharın başlamasıyla birlikte kutlanan Ekin Bayramı. Bu iki bayram Ortaasya’dan Anadolu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada birçok uygarlığın kutladığı bayramlar arasındadır. Günümüzde İran Türkleri arasında “El Bayramı” olarak kutlanan “Bahar Bayramı” daha sonra Fars etnik grupları içinde “Nevruz” adıyla kutlanmıştır. İslam’dan sonra Araplar ve diğer bölge halkları arasında bu bayram farklı isimlendirmelerle kutlanmaya başlanmıştır.

  1. Nevruz Bayramının Menşei

Türklerin Nevruz gelenekleri ve bu bayramın gizemli kökenleriyle ilgili Farsça, Arapça ve Türkçe kaynaklarda farklı hatta karşıt bilgilere rastlamak mümkündür. Eski dönemlerde yazılan bu kaynaklardan bazıları şunlardır:

  • AbulKasım Firdevsi – Şahname
  • Kaşgarlı Mahmut – Divân-ı Lügat’it Türk
  • Yusuf Has Hacib – Kutadgu Bilik
  • Ömer Hayyam – Nevruzname 
  • Hüca Ali Termizi –  Nevruzname
  • Mevlana Lütfi – Gül ve Nevruz 
  • Ebulgazi Bahadır Han –  Şecere-i Türk
  • Izzad-Dīn İbnü’l-Esîr – Al-Kāmil Fī t-Târiḫ
  • Ebu Reyhan Biruni – ÂSÂR-ül Bâkiye

Söz konusu kaynakların bir kısmına göz atmakta fayda vardır:

İran’ın tanınmış Fars şairlerinden “Fidevsi”, Nevruz’u bir bayram olarak kutlanmasını Pers mitolojisinin önemli karakterlerinden Cemşid’e bağlamaktadır. Bu konu hakkında Firdevsi, yazdığı “Şehname” şiir divanında; “Beyaz Devler –ki onlar Türkleri temsil etmektedir- Cemşid’in esaretinden kurtulmak için ona okuma yazmayı öğrettiler ve bu bayramı da ona hediye ettiler.”[1] Bu anlatımdan anlaşıldığı gibi söz konusu bayram, Perslerin mitolojik kralı Cemşid’e değil Beyaz Devlere ait bir bayramdır.

1160 ile 1233 yılları arasında yaşamış olan önemli bir Müslüman ortaçağ sonrası tarihçisi “Izzad-Dīn İbnü’l-Esîr”, (Arapça: الكامل في التأريخ‎, Al-Kāmil Fī t-Târiḫ) kitabında şöyle yazar: “Cemşid bu günde (Nevruz Bayramında) verdiği emir üzerine ona bir fayton yaptılar ve o da o faytona binip, bir günde Demavend Dağı’ndan Bâbil şehrine ulaştı”.[2]

Çok yönlü bir bilim adamı olan “Ebu Reyhan Biruni”, Nevruz Bayramıyla ilgili farklı bir yorum ortaya koymaktadır: “Süleyman Bin Davud, krallık yüzüğünü kaybedince kırk gün krallık makamından uzaklaştırılır. Kırk gün sonra yüzük bulununca yeniden krallığı geri verilir. Herkes bugünün onuruna bir kutlama yapılması gerektiğini söyler. Mecusiler de bugünün adının Nevruz olmasını ve bayram olarak kutlanmasını isterler”.[3]

Nevruz sözü Pehlevi dilinde “Nogruz” olarak geçer. Arapçada da “Nokruz” olarak kullanılmıştır. Fars edebiyatının ilk örneklerinde, Nevruz, “Bahar Bayramı” veya “Ferverdin Bayramı” olarak geçmektedir. Nevruz’un Farsçada başka anlamları da vardır. O anlamlardan biri, bir çeşit müzik aleti ve enstrümanın adı olması ve aynı anda musikide bir perdenin adıdır. Erkek ismi olarak da İran ve Ortaasya’da kullanılmaktadır.

Eski Perslerin kültürüne mal edilen birçok gelenek göreneğin kökeni Türk kültürü olduğuna inandığım için Nevruz üzerine eski Türk mitoloji ve folkloru hakkında bulunan kaynaklarda araştırma yaptım. Eski Türklerde bahar bayram olarak “Yingün Kün” veya “Erkene Kün” olarak geçer. Günümüzde bu bayram çeşitli Türk ellerde şu isimlendirmelerle kutlanmaktadır:

  • İran Türkleri; El Bayramı, Taza İl
  • Altay Türkleri; Cılgayak Bayramı
  • Azerbaycan; Növruz Bayramı 
  • Başkurt Türkleri; Ekin Bayramı
  • Doğu Türkistan; Yeni Gün, Baş Bahar 
  • Gagavuzlar; İlkyaz 
  • Hakas Türkleri; Cılsırtı, Ulu Kün 
  • Karaçay-Malkar Türkleri; Gollu, Gutan, Saban Toy, Tegri, Toy 
  • Kazak Türkleri; Ulus Günü 
  • Kazan Türkleri ve Karakalpaklar; Ergenekon Bayramı 
  • Türkmenler; Teze Yıl
  • Uygur Türkleri; Yeni Gün

Nevruz Bayramı, her yılın Bozay (Mart) ayının 21-23’ünde kutlanmaya başlar. Bu bayramın yanı sıra sonbahar bayramı olarak kutlanan “Şölen Bayramı” da vardır. Bu bayram da diğer bayram gibi Fars etnik grubuna mal edilerek “Mehrgan Bayramı” adı altında takdim edilmiştir. Günümüzde Sonbahar Bayramı’na İran Türkleri “Şorba Bayramı” der ve genellikle kırsal kesimlerde kutlanır.

Türklerde Nevruz Bayramıyla ilgili görülen en önemli rivayet bu günün Ergenekon günü oluşudur. Bununla ilgili “Ebulgazi Bahadır Han”, 1663-1664 yılları arasında kaleme aldığı “Şecere-i Türki (Shagara-i Torki)” adlı eserinde aktardığı Ergenekon Destanı şöyledir:

“Bir gün bütün kavimler Kök-Türkler’e karşı birleşerek onları hile ile  yendiler. Kök-Türkler’in çadırlarını, mallarını, yurtlarını yağmaladılar. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler. Küçükleri kendilerine köle yaptılar. Bu yağmadan kurtulan Kıyan/Kayan ve Negüş/Tukuz bir gece kadınlarıyla birlikte atlanıp kaçtılar. Yurda geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört maldan (deve, at, öküz, koyun) çok buldular. Dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım deyip dağa doğru sürülerini sürüp gittiler. Vardıkları yerde akarsular, çeşmeler, türlü otlar, meyveli ağaçlar, türlü-türlü avlar vardı. O yeri görünce Tanrı’ya şükürler kıldılar ve buraya Ergenekon adını koydular. Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar. Bu sebepten buradan çıkış yolları aramaya koyuldular. O zaman bir demircinin önerisiyle dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler ve ateşlediler. Tanrı’nın gücüyle ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri yeni yılın başladığı gece Kök-Türklerde adettir. O günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. Önce Kağan bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra beyler de öyle yapar. Bugünü mukaddes bilirler, böylece Tanrı’ya şükretmiş olurlardı.”[4]

  1. Azerbaycan ve İran Türk Kültüründe Nevruz Bayramı

Genellikle İran’ın tüm etnik ve dini grupları arasında ve özellikle İran Türklerinin arasında Nevruz Bayramı çeşitli adet ve ananelerle kutlanır. İran Türklerinin, İran’da geniş bir bölgeye yayılmaları nedeniyle her ilde, ilçede ve köyde Nevruz Bayramı farklı inanışlar ve törenlerle kutlanabilmektedir. Bu araştırmada, söz konusu farklı inanış ve etkinlikler “İran Türklerinin Yoğun Yaşadığı Azerbaycan Eyaletinde Nevruz Bayramıyla İlgili Yaşatılan Gelenek Ve Görenekler” başlığı altında bir alan çalışmasına konu edilerek elde edilen sonuçlar özet biçimde aktarılmıştır.
2.1. SUYU MAKASLAMAK
Azerbaycan Eyaletinin “Tekab” İlçesinde yeni yılın ilk günlerinde, güneş doğmadan önce, kızlar ve gelinler ellerine makas ve omuzlarına testi alarak yakınlarda bulunan çeşme veya ırmağa doğru giderler. Suya vardıklarında makaslarla çeşmenin suyunu aile fertlerinin sayısına göre kesmeye başlarlar. Buradaki evrene gönderilmek istenen mesaj, aile fertlerinin herhangi bir hastalık ve görünmez kazadan korumasıdır. Suyu makaslarken makas iki elle tutulur ve eğer örneğin, suyu makaslayan kız veya gelinin ailesi beş kişilik ise, beş defa su, yüzeyden kesilir. Böylelikle kaza belayı kendilerinden ve aile fertlerinden kovmuş olurlar. Su makaslandıktan sonra yanlarına aldıkları testiyi makasladıkları suyla doldurup evlerine dönerler. Bu testideki su daha sonra aile bireyleri arasında dağıtılır ve onlar da o suyla yılın ilk gününde el ve ağızlarını yıkarlar. Bu suyun içilmesiyle birlikte herhangi bir aile ferdinde bir hastalık var ise iyileşeceğine ve şifa bulacağına inanılır.
2.2. KOCA KARININ HAVAYA BUZ YA DA ATEŞ ATMASI
Zencan İline bağlı “Derscin” Köyünde çok önemli ve ilginç bir Nevruz âdeti vardır. Bu köyde yerli halk Nevruz Bayramından önceki son on güne “Karı Günü” der. Bu on gün içinde köydeki bütün sıcak suların musluğu kapatılır ve asla sıcak su kullanmazlar. Bu âdetin çıkış felsefesine şöyle inanılır: Dağlarda bulunan ahırlarda yaşayan yaşlı bir karı vardır. Bu yaşlı karı on gün içinde yıkanma ihtiyacını gidermek için sıcak suya ihtiyacı olacaktır. Bu durumda sıcak su bulmayınca mecbur köyün hamamına gelmek zorunda kalacak. Böylelikle Karı bir elinde ateş bir elinde buz ile hamama girecek. Eğer yaşlı karı havaya buz atarsa, yeni yılın havası soğuk olacak. Yoksa ateşi atarsa yeni yılın havası sıcak olacaktır. Yaşlı karı hamamda yıkanırken üşüyüp havaya ateş fırlatmak zorunda kalsın diye yerli halk sıcak suları kapatırlar. Böylece yeni yılın havası sıcak olacağını sağlamış olurlar.
2.3. YENİ YILDA 24 SAAT ATEŞİN HARAM OLMASI
Halhal ve Germrud ilçelerinde iki tuhaf denebilecek aşiret yaşamaktadır. Bu aşiretlerden birisinin adı “Cavad Hanlu” ötekinin adı ise “Muhammed Ali Beyg’dir. Bu aşiretlerin Nevruz Bayramında kendilerine özgü bir adet ve ananeleri vardır. Bu iki Türk aşiretin adetlerine göre; yeni yılın ilk gününde ateşe yaklaşmak ve dokunmak haramdır. Bu aşiretler bu gün içinde hiçbir sıcak yemek pişirmez ve hatta çay için bile ateş yakmazlar. Dolayısıyla bu aşiretlerin inanışına göre yeni yılın ilk gününde ateşe yaklaşmak ve dokunmak haramdır. Bu inanışa göre, her kim bu âdeti yok sayıp ateşe yaklaşıp ona dokunursa yeni yılda başına vahim bir olay gelecek ve hatta ölümle yüzleşebilir. Bu iki Türk aşiretinin adetlerini bilen dostları veya komşuları yılın ilk gününde onlar için sıcak yemek ya da çay hazırlayıp sunarlar. Yeni yılın bir gün sonrası onlar tekrar normal yaşayışlarına dönerler.
2.4. KIRK YASİN SUYU
Zencan iline bağlı “Hidec” Köyünde yeni yılın başlamasından birkaç saat önce köylüler camiye toplanıp suyla dolu bir leğeni caminin ortasına koyarlar. Daha sonra köyün önde gelen adamları o leğenin çevresinde oturup mübarek Yasin Suresini kırk defa okuyup suya üflerler. Leğendeki bu suya “kırk Yasin” suyu denir. Daha sonra yediden yetmişe herkes bu leğenden biraz su alıp yanlarında getirdikleri testiye doldururlar. Ardından testilere doldurdukları suyu evlerine götürüp varsa evlerinde hasta birazını ona içirirler. Geri kalan suyu da yeni yılda aile fertleri arasında içilsin diye kenara koyarlar. Halkın inanışına göre; bu su “bereket ve şifa” suyudur. Öte yandan testisine doldurup evine götüren herkes leğenin dibine, köy fakirlerine verilsin diye bir miktar para bırakırlar.

2.5. ŞAH’I AKARSUYA ATMA TÖRENİ
Zencan iline bağlı “Şehrek” Köyünde Nevruz Bayramında yerli halktan bir kişi Şah, bir kişi Vezir ve dört kişi de hizmetçi olur. Daha sonra bu kişiler kapı-kapı dolaşıp herkesten para isterler. Bu adamlar özellikle yeni çocuk sahibi olan ailelerin kapısına giderler.
Bu oyun gibi törenin sonunda köy halkı üçer kişi olarak düzenli bir şekilde Şah ve Vezir’in önünden art arda geçerler. Daha sonra Şah’ı ortalarına alıp yakınlardaki akarsuya atarlar. Bu oyunda Şah’ın giysileri tamamen ıslanması lazımdır. Yoksa ıslanmazsa bölgeye o yıl içinde yağmur yağmayacağına inanılır.
2.6. EMİR BAYRAMI YA ALİ BAYRAMI
Çaldıran bölgesinin “Kara Ayni” Köyünde Nevruz Bayramına özel şöyle bir inanış var: Haz. Adem’in bedenine ruh birinci defa Nevruz Bayramında girmiştir. Bu inanışa göre; yine bu günde Haz. Nuh’un gemisi Ağrı dağına inmiştir ve yine bu günde Haz. İbrahim’in Nemrud tarafından ateşe atılmış ve bu ateş Allah’ın izniyle gülistana dönüşmüştür. Yanı sıra Nevruz gününde Haz. Muhammed Allah tarafından peygamberlik makamına ermiştir.

“Kara Aynı” Köyünün Nevruz Bayramına özel başka inanışına göre; Haz. Ali ve Haz. Fatma yine Nevruz Bayramında nikahları kıyılmış ve yine bu günde Haz. Ali Mekke’nin fethinde Haz. Muhammed’in omuzlarına çıkarak Kâbe’de bulunan putları kırmıştır. Ayrıca yine bu günde Haz. Ali Nehrevan Savaşında Hâricileri hezimete uğratmıştır. Yanı sıra yine bu günde Haz. Ali’nin Emir-el-Mümininlığı (Müminlerin İmamlığı) Allah tarafından Haz. Muhammed’e vahiy edilmiştir. Bu nedenle Nevruz Bayramı “Gadir-i Hum Bayramı” olarak da bilinir. Ayrıca Nevruz Bayramına bu köyde “Emir Bayramı” veya “Ali Bayramı” denmesi de bu münasebetledir.

“Kara Aynı” Köyünün ahalisi Nevruz Bayramından önceki son Çarşamba gününde evlerinin çatısına çıkarak ateş yakıp üzerinden atlarlar. Ateş üzerinden atlarken de: “Derdim belam diş ağrım dökülsün odda (ateşte) yansın”  derler.

Bu inanışa göre; Şiaların öç alanı olarak bilinen Muhtar Sakafi, İmam Hüseyin’in Kerbela’da Yezidiler tarafından zalimce öldürülmesinin intikamını katillerinden almak için Nevruz Bayramından önceki son Çarşamba gününde Yezidilere karşı isyan başlatacağına ve Perşembe günü onların iktidarına son vereceğine ve Cuma günü de Cuma namazı hutbesinde Şiaların hükümete gelmelerini ilan etmesini söz vermiştir. Ancak Kufe şehrinin valisi “İbn-i Ziyad” bu sözden haberi olunca “Muhtar Sakafi” isyanı erken başlatmak zorunda kalıp Salı günü çatılarda ateş yakılmasını ilan eder. Dolayısıyla bu inanışa göre; günümüzdeki son Çarşamba günü çatılarda ateş yakma eylemi aslında bu isyanın başladığı ilk gündeki ateş yakma eylemine dayanmaktadır.


2.7. KARA ÇARŞAMBA YA DA ÖLÜLER  BAYRAMI

Azerbaycan Eyaletinin “Koşaçay” İlçesinde (Farsçalaştırılmış ismiyle “Miyanduab” ilçesi) yılın son Çarşamba’sına ‘’Kara Çarşamba’’ ya da ‘’Ölüler Bayramı’’ denir. Bu Çarşamba’da yasta olanların veya cenazesi olanların evlerine gidilir taziyede bulunulur. Daha sonra mezarlığa gidilir, ölülerin mezar taşlarının üzerine su döküp dua ve Fatiha okunur. Bu günde ölüler ruhuna Fatiha okunup hurma ve ölü helvası dağıtılır.


2.8. BAYRAM SOFRASINDA VEFAT EDEN AİLE BÜYÜĞÜNÜN RESMİ KONMASI

Azerbaycan Eyaletinin merkez ili Tebriz’de evlerde kurulan yeni yıl sofrasında vefat etmiş aile büyüğünün resmi konulur. Yeni yıl tahvil olunca (başlayınca) ölenlerin ruhuna Fatiha okunur ve isimleri zikredilir.
2.9. DEĞİRMENE GİTMEK
Azerbaycan Eyaletinin “Maraga” İlçesine bağlı “Acebşer” Kasabasında ahali son Çarşamba gecesi birlikte şehrin su değirmenine gidip, değirmenden, “dert kederlerinin buğday gibi ezilip un olarak rüzgara savurmasını” isterler. Onların inanışına göre; değirmen onların acı ve kederini yeni yılda dartıp, un ederek rüzgara savuracaktır.

2.10. “ALLAH AMAN, SARI SAMAN” GÜNLERİ
Azerbaycan Eyaletinde havanın soğukluğu genellikle on beş günlük kutlanan Nevruz Bayramının sonuna kadar devam eder. Dolayısıyla halk arasında bu on beş güne, ‘’Allah Aman, Sarı Saman” günleri ve bu on beş günün sonrasına ise, “Camış Kıran, Kervan Kıran” günleri denir. Bu günlerin neden böyle adlandırıldığına bakacak olursak halk arasında şöyle bir inanışın olduğunu görmekteyiz:

Bayramdan 15 gün sonraya kadar hayvanlar için hazırlanmış olan kışlık erzak bitmiş olur ve dolayısıyla depolanan saman ve yoncalar bitince hayvanlar aç kalır. Toprağın yeniden canlanması ve yeşilliklerin yeniden yeşermesi haliyle havaların ısınmasıyla ancak mümkündür. Bu açıdan soğuk geçen son günler hayvanların yaşadığı en zor dönemdir. Çoğu hayvan bugünlerde açlıktan ölebilir veya sahipleri tarafından kesilir. Bu adlandırma aslında söz konusu günlerde yaşanan zorluklara işarettir.
2.11. ÖMRÜN UZUN VEYA KISA OLACAĞINI ÖNGÖRME
Azerbaycan Eyaletinin “Tekab” ilçesinde Nevruz Bayramının ilk gecesi saat 12’den sonra evin erkekleri uyuduktan sonra evin kadınları,  kızları ve gelinleri bir araya gelip bahçede toplaşırlar. Daha sonra aile fertlerinin her birinin adına bir mum yakar ona bakarlar. Adlarına yakıldığı bu mumlardan hangisi geç veya erken sönerse o kişinin ömrünün kısa veya uzun olacağına inanılır. Bu tören sadece yeni yıla yani Nevruz Bayramının ilk gecesine ait bir ritüeldir ve başka gecelerde bu kehanetin doğru çıkmayacağına inanılır.
2.12. ATEŞLİ GEMİLER
Azerbaycan Eyaletinin “Maraga” ilçesine bağlı “Acebşer” Kasabasında yılın son çarşambası gününde kasabanın dört bucağında ateş yakılıp üzerinden atlanır. Daha sonra kasabalılar bir ırmağın kenarına gidip bir niyet ettikten sonra hayvan gübrelerinden yapılmış ve adına “Kerme” denen yapbaların (Gübrelerin yuvarlak yapılmış hali) ya da ceviz kabuklarının içine gazyağı döküp yakarlar ve daha sonra suya bırakırlar. Her kimin gemisinin ateşi geç sönerse ve çok yol alırsa o kişinin tuttuğu niyetin yeni yıl içinde gerçekleşeceğine inanılır. Son Çarşamba gecesi yapılan bu ritüel sonrası kasabanın çayı ateşli gemilerle dolu olup güzel bir manzara oluşturur.
2.13. ÇATIYA TAŞ DİZME TÖRENİ
Zencan ilinin “Peri” Köyünde yeni yılın tahvilinden (yeni yılın başlaması) birkaç saat önce köy halkı çatılara çıkıp ev halkının sayısı kadar yere çizilmiş bir kare içine taş dizerler. Büyük taşlar Anne ve Babayı ve diğer ufak taşlar ise ev halkını simgeler. Misafir ya da gurbet ellerde olan herhangi aile ferdinin adına ise bir taş kenara koyarlar.  Önceden göl ya da ırmak kenarlarından seçilen bu taşların düz ve pürüzsüz olmasına dikkat edilir. Yeni yılın tahvilinden sonra çatıya çıkıp kare içinde dizdikleri bu taşların altına bakarlar. Köy halkının inanışına göre; eğer bir karınca veya her hangi bir ufaklı büyüklü pörtü böcek taşın altında görünürse, adına koydukları taşın sahibi gelecekte çok zengin olacaktır.

2.14. DAĞDAN MEŞALE ATMA
Zencan ilinin “Kışla” Köyünde yeni yıl tahvil olduğu vakit, köy halkı ellerinde meşale ile yakınlarda bulunan bir dağın zirvesine çıkarlar. Daha sonra ellerindeki meşaleleri köye doğru fırlatırlar ve fırlatırken de şöyle derler: “Geçen günlerimiz geçti, gelecek günlerimiz hayırlı olsun.”

Köy halkının inanışına göre; bu meşaleler bereketi ve bolluğu simgelemektedir. Dolayısıyla meşaleleri dağın zirvesinden köye doğru fırlatırken yeni yılın köy için sıcaklık, bereket ve bolluk yılı olacağına inanılır.

2.15. KARINLARINA KAŞ GÖZ ÇİZEN ERKEKLER

Azerbaycan Eyaletinin “Maraga” İlçesinde Nevruz Bayramının bir kaç gün öncesinden yeni yılın tahviline kadar (başlamasına kadar) bazı erkekler çıplak olup karınlarına kırmızı renkte kaş göz çizip, karınlarını bir insanın yüz şekline benzetirler. Daha sonra bu erkekler dümbek (darbuka) çalarak çarşıya çıkıp yüksek sesle bu manileri okurlar:

“Kıştan çıktık yaza girdik. Bir para veriniz gömlek alalım. Hacıdan, Kerbelai’den (Kerbela’yı ziyaret eden adam) Şeyh’ten almasak, başka kimden alalım!”

Dükkân sahipleri ve çarşıda gezen herkes kendi imkânlarına göre darbukacı erkeklere bahşiş verir.
2.16. YUMURTA İLE KEHANETİ

Zencan ilinin “Kışla” Köyünde, Nevruz Bayramı akşamında gelecek yılın iyi veya kötü geçeceğini anlamak için yaptıkları ve inandıkları şöyle bir ritüel inanç var: ilk önce bir yumurtayı soğan kabuğunun içine koyarlar. Daha sonra onu iple bir güzel sararlar. Ardından bu yumurtayı suyla dolu tencerenin içine koyup haşlarlar. Yumurta piştikten sonra onun ipini açıp soğan kabuğunu soyup yumurta kabuğunun üzerinde belirmiş olan şekilleri yorumlamaya çalışırlar. Yeni yılın iyi veya kötü geçeceği yumurta kabuğunun üzerinde beliren şekillere göre anlaşılabileceğine inanılır.

2.17. RENKLİ KUMAŞLARLA KOCA BULMA KEHANETİ

Azerbaycan Eyaletinin “Çaldıran” bölgesinde bulunan “Kara Ayni” Köyünde yeni yıl içinde kocaya gidip gitmeyeceklerini öğrenmek isteyen kızların ilginç ritüelleri vardır. Onlar Nevruz Bayramında ilk önce bir evde toplaşırlar. Daha sonra o evin bahçesinde bulunan ağaca kendi kısmetlerini simgeleyen renkli-renkli kumaşlar (çaputlar) bağlarlar. Ardından rüzgarın bu kumaşları (çaputları) ne tarafa doğru hareket ettireceğini beklemeye koyulurlar. Kumaşlar hangi yöne hareket ederse, kumaş sahibinin kısmeti de o yöndedir demektir.  Dolayısıyla kumaş bir mahalleye veya sokağa doğru hareket ederse kızın kısmeti o mahallede veya sokaktadır demektir. Eğer de boş, terk edilmiş bir yere doğru hareket ederse, kızın kısmeti kuzey ya da güneydedir demektir.
2.18. MAKASLANMIŞ GÖVERENTİLERLE (SEBZELERLE) KOCA BULMA

       KEHANETİ

Azerbaycan Eyaletinin “Çaldıran” bölgesinde bulunan “Kara Ayni” Köyünde yeni yıl içinde kızlarına kısmet çıkıp çıkmayacağını öğrenmek isteyen ailelerin şöyle bir törenleri/ritüelleri vardır. Yeni yılın tahvil olmasıyla birlikte bir şişe su, bir ayna, bir sürme ve biraz da kurabiye sofraya dizerler. Yeni yıl tahvil olunca kurabiyeden biraz koparıp yerler ve kalan diğer parçayı da bir peçeteye sarıp saklarlar. İnanışlarına göre; o kurabiyeden kalan parça yeni yılın sonuna kadar hep mutlu ve kısmetli bir yıl olarak geçeceğini simgelemektedir. Daha sonra koca bekleyen kızın saçlarından bir tutam tutup makasla keserler. Ardından kesilen saçları suya atarlar. Ardından kızların gözlerine sürme çekip, makasla yeşertilmiş sebzenin üst kısmını keserler. Devamında kesilen sebzenin yaprakları sayılır. Sayı çift çıkarsa kızın yeni yılda evleneceği ve tek çıkarsa kızın evde kalacağına inanılır.

SON

KAYNAKÇA

  • Abulkasim Firdevsi, Şehname,Cilt,
  • Izzad-Dīn İbnü’l-Esîr, Al-Kāmil Fī t-Târiḫ, 2. Cilt,
  • Ebu Reyhan Biruni, Asar-ül Bakiye,
  • Abdulhaluk M. Çay (1995) “Ergenekon Destanı ve Nevruz Bayramı”, Ankara

Dipnot:

[1] Abulkasim Firdevsi, Şehname, 1.Cilt, S. 290.

[2] Izzad-Dīn İbnü’l-Esîr, Al-Kāmil Fī t-Târiḫ, 2. Cilt, S. 181.

[3] Ebu Reyhan Biruni, Asar-ül Bakiye, S. 279.

[4] Aktaran: Abdulhaluk M. Çay (1995) “Ergenekon Destanı ve Nevruz Bayramı”, S.32