iran

Yazan: Reza Sarac
(KAYHAN GAZETESİ-15.08.2010)

ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinin birçoğu, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı psikolojik savaş uygularken aslında bir çeşit “İranafobi” ve bunun arkasında İslamafobi’yi uluslararası düzlemde yaymaya çalışıyorlar.

Bu yöntem, Batılılar tarafından 30 yıla aşkın bir süredir İran İslam Devrimine karşı kullanılmaktadır. Bu politikanın temel nedenlerine gelince hiç kuşku yok ki; İslami devrimle birlikte İran’ın Batı ekseninden çıkarak özgün bir yapıya dönüşmesi etken olmuştur. Nitekim Jeostratejik bir konuma sahip olan İran coğrafyası, bir taraftan İslam dünyası nezdinde modern ve Müslüman bir ülkenin resmini çizerken diğer taraftan da Ortadoğu bölgesinde belirleyici ve etkin bir güce sahip olmuştur. Dolayısıyla ABD eski Dış İşleri Bakanı Condoliza Rice’ın söylediği gibi “İran, ABD için büyük bir sorundur. İran’ın modern silahlarla donanması, olası nükleer silahlara sahip olma yolunda çabaları ve aynı anda Irak ve Afganistan’da sinsi mudaheleleri hepsi ABD’nin Oradoğu’da ki politikalarının yürütülmesine birer engeldir.”

İranafobi Politikasının Özellikleri

Batı ülkeleri İran’a karşı düşmanca bir tutum sergilerken bunu güya İran, dünya barışı için bir tehditmiş gibi uyduruk bahanelerle yapıyorlar. İranafobi politikası bir nevi psikolojik savaş olarak nitelendire bileceğimiz yedi özelliği içinde barındırmaktadır.
– İran’ın sözde nükleer silahlara sahip olma yolunda çabaları,
– İran’ın bölgede ve dünyada terör olaylarını destekliyor uydurmacası,
– İran’ın sözde insan haklarını ihlal eden ülkelerin başında gösterilmesi,
– İran’ın füze savunma sisteminin sözde saldırgan politikalar doğrultusunda yapılandığı,
– Ortadoğu bölgesinde sözde İran’ın müdaheleci politikalar izlediği ve ülkelerin iç işlerine karıştığı,
– İran’da siyasi rejimin islamiyet üzerinden tanımlandığı ve dolayısıyla yayılmacı politikalar izlendiği uydurmacası,
– İran’ın sözde dünya ve bölge barışı ve istikrarına karşı bir tehdit oluşturduğu.
ABD ve Batı ülkelerinin arkalarına küresel medyayı da alarak dünya kamuoyuna empoze etmeye çalıştıkları İranafobi’nin temel amacı sadece İran’a karşı dünya kamuoyunu olumsuz yönde etkileme olmadığı gibi aynı anda İslamiyet’in misyonu ve vizyonuna karşı bir karalama hareketi olduğunu da unutmamalıyız.
İranafobi politikasını uygularken Batının kullandığı tekniklere gelince onları şöyle sıralaya biliriz:
– İran’a karşı yapılan filmleri ve yapıtları destekleme(örneğin ‘300’ veya ‘Kızım Olmadan Asla’filmlerinin yapımı ve gösteriminde yaptıkları gibi)
– İran’ı diğer ülkelere karşı bir nevi tehdit aracı olarak kullanmak(örneğin Arap ülkelerine, İran’da füze sistemlerinin gelişmesini onalr için bir potansiyel tehdit oluşturduğu yansıtmacası)
– Haber ajanslarında İran konulu aktarılan tüm haberlerde saptırma, yönlendirme ve abartma tekniğini kullanmak,
– Bilinçli imgeleme. (Ahmedinecad’ın resmini haberlerde Hitler’in resmi yanında gösterilmesi gibi)
– Dolaylı veya dolaysız telkinler(İran’ın şer ekseninde olduğu iddiasını dünya kamuoyu bilincinde yerleştirme ve normalleştirme)
– Tekrarlama yöntemini kullanmak (her gün ve her yerde dolaylı veya dolayısız “İran ortadoğu’ya hakim güç olacak” gibi sözlerin tekrarlanması gibi).

Batılılar küresel dev medyayı yanlarına alarak bu karalamayı İran’a karşı yaparken unuttukları bir gerçek var: İran İslam Cumhuriyeti bölgedeki birçok ülkede görüldüğü gibi Batılılar tarafından kurulmadı. Dolayısıyla onlar tarafından istenildiği zaman yıkılamaz. Bu bağlamda 70 milyon Müslümanı kendi içinde barındıran İran, tek yürek, tek yumruk Batı’ya ve onların sömürgeci zihniyetli politikalarına karşılar. İran İslam Cumhuriyeti bu milletin gerçek temsilcisidir. Dolayısıyla Batı emperyalizmi unutmamalıdır ki; İslam dünyası, gün geçtikçe uyanmakta ve artık bu uyduruk iddialara kanmayacaktır. Gerçek şu ki; İran tüm yaptırımlara rağmen gelişmesi ve dik durabilmesi bir tesadüf eseri olmadığı gibi diğer Müslüman ülkelerin Batı’ya karşı direnmeleri için de bir örnek teşkil etmektedir. Yani dünya halkları gitgide ABD ve onun yandaşlarının asıl yüzlerini tanımakta ve maskeleri düşmektedir. Dolayısıyla her zaman olduğu gibi Batılıların bu karalama politikası diğer politikaları gibi sonuçsuz kalmaya mahkumdur.